İstanbul Üniversitesi’nden Abdullillah Umaç yazdı: “Gençlik örgütleri bugünkü konumlanışları ve eylemsellikleriyle öğrenci kitlelerinin ihtiyaçlarına cevap verememektedir. Durum böyleyken ve temel demokratik haklara ve insanca yaşamaya yönelik taleplerimiz bile büyük bir baskıyla karşı karşıyayken öğrenciler memleket sorunlarına ilgisiz olmamakla birlikte etkin bir mücadele zemininin yokluğunda iktidarın körüklediği umutsuzluk haline sürüklenmektedir.”

Üniversite’nin, eğer AKP-Saray iktidarının kurgusu yönünde faşist rejimin tabandan örgütlenmesinin bir sacayağına dönüşmeyecekse, bir ihtiyacı var! Üstelik gün geçtikçe yakıcı bir hale gelen, her yeni rektör atamasıyla, her kapatılan kulüple, yasaklanan etkinlikle, birilerinin sefasına kapalı kapılar ardında bölüşülen bütçelerle öğrenci kitlelerini faşizm tabutuna sıkıştırmakta olan bir ihtiyaç bu. Kendilerine ülkücüler, alperenler, osmanlıcılar ya da selçuklular falan diyen her faşist çetenin saldırısıyla, Erdoğan’ın karikatürleri olarak hareket eden atanmış rektörlerin izni ve emriyle Özel Güvenlik birimleri ve polisler tarafından saldırılan her etkinlikte ve eylemde bir kez daha gün yüzüne çıkıyor ki üniversite’nin özgürleşmesinin yolu öğrenci kitlelerinin birleşik mücadelesinden geçiyor.

Bugün akademi, topyekun bir saldırı altındadır. AKP-MHP faşist ittifakı, kurguladıkları toplumu yaratmak için özgürlükçü ve bilimsel düşünceyi, bu düşüncenin temsilcilerini, akademiden tasfiye etmek için bir savaşa kollarını sıvamış durumdadır. Bizzat Erdoğan, kültürel iktidarı ele geçiremediklerinden yakınırken üniversitelere yönelik tüm hamlelerini bu işgal ve yeniden dizayn etme hamlesi üzerinden planlamaktadır. Açıkça ortada ki akademi, tarihsel olarak temsil ettiği değerlerle birlikte şimdi, ona açılmış olan savaşın bir safındadır. Ancak kendi saflaşmasını yaşamakta atıl kalmış, bundan çok değil birkaç yıl önce özgürlüğün rüzgarlarının estiği kampüsler şimdi polisler ve özel güvenliklerle doldurulmuş, her köşe başında kişisel gelişim ve yaşam boyu eğitim safsataları üniversitelilerin kendi ellerinden çıkma sanatsal üretimlerin ve siyasi tartışmaların yerini almış haldedir. Okullarında her gün, sermaye ve iktidar grubunun çıkarlarına yönelik bir başka uygulamayla karşı karşıya kalan öğrencilerse bu uygulama karşı seslerini yükseltebilecekleri demokratik zeminlerden yoksun haldedir.

Gezi isyanıyla birlikte politik eylemi yoğunlaşan öğrenci kitleleri üniversitede uygulanmaya çalışılan neoliberal politikalara ve gün geçtikçe baskıcı karakteri açığa çıkan iktidara karşı mücadelenin odaklaştığı noktalar olan birçok gençlik örgütüyle ilişkiye geçmişti. Yükselen bu dalgayla hareket alanı genişleyen gençlik örgütleri, her biri farklı bir tondan olmak kaydıyla ‘Demokratik Üniversite’ türküsünü yükselen bir sesle kampüslere yaymaya başladı. Ancak birçok kurumun asgari hatlarda ortaklaştığı bu temel politik hat, geniş ve birçok farklı aidiyeti ve yönelimi içinde barındıran öğrenci kitlelerinin sesini yükseltebileceği öz örgüt’ün kuruluşu yolunda akan bir mücadeleye dönüşmedi, dönüştürülmedi.

Bugün iktidarın devlet yapısını faşist biçimiyle yeniden dizayn ettiği ve bu baskıcı rejimin toplumun kılcal damarlarına sızan ağlarını örmeye çalıştığı dönemdeyse sokaklardan geri çekilmiş bulunan gençlik kitleleriyle onların temsilcisi, iradesi ve hatta öz örgütü(!) olduğunu iddia eden kurumların konumlanışları arasındaysa bariz bir açı farkı bulunmaktadır. Gençlik örgütleri bugünkü konumlanışları ve eylemsellikleriyle öğrenci kitlelerinin ihtiyaçlarına cevap verememektedir. Durum böyleyken ve temel demokratik haklara ve insanca yaşamaya yönelik taleplerimiz bile büyük bir baskıyla karşı karşıyayken öğrenciler memleket sorunlarına ilgisiz olmamakla birlikte etkin bir mücadele zemininin yokluğunda iktidarın körüklediği umutsuzluk haline sürüklenmektedir.

Biz Neredeyiz?

AKP-MHP faşist bloğu Gezi İsyanı benzeri yeni bir ayaklanmadan duyduğu korkuyu sarı yelekliler gibi dünyanın dört bir yanında yükselen isyanlara dair tehdit dolu yorumlarıyla açığa vuruyor. İktidar, emek ve demokrasiden yana olan, hatta en geniş haliyle AKP-MHP bloğunun politikalarını kabul etmeyen gençlik kitlelerine ve onların mücadele odaklarına karşı her türlü saldırıyı reva görmekte ve kendisine karşı yükselen tüm sesleri ‘terörist’ kisvesi altında toplayıp tecrit etmeye çalışmakta. Bu baskı koşullarında yan yana gelmenin ve mücadeleyi birlikte örmenin zeminleri kuvvetleniyor olsa da gerçeklik aksi yönde akmayı sürdürüyor. Faşizme karşı birleşik bir gençlik cephesi ihtiyacı her geçen gün kendini daha da hissettirirken, kitlelerle temasını yitirmiş olan kurumlar kendi kabuğuna çekilmekte. Mücadele tarihimizden ve yakın tarihin direnişlerinden kazandığımız pratikler gün geçtikçe zayıflamakta, en alışıldık gündemlerde bile söz ve eylem birliğini sağlamak zorlaşmaktadır. Anti-faşist karakteriyle belirginleşen bir gençlik hareketinin ete kemiğe büründürülmesi temel görev olarak önümüzde dururken bu görevin tek başına ve hatta hep birlikte, ama yalnızca örgütlerin birliği ile gerçekleştirilemeyeceği açıktır. Bir politik merkeze sıkışmış ve yapılması gerekenleri sayıp duran, bu sırada öğrenci kitlelerinin hayatlarına temas etmeyen, onların acil ihtiyaçları ile iktidar politikalarını kampüslerde ve sokaklarda bir arada işleyemeyen birlik girişimlerinin başarısızlığı deneyimlerle açığa çıkmış durumdadır.

Bizler, üniversiteli öğrenciler olarak, faşizmin üniversiteleri işgal girişimine karşı özerk-demokratik üniversite mücadelesini yükseltmek için kampüslerde, kafelerde, sokaklarda; öğrencilerin tüm yaşam alanlarında biraraya gelişleri büyütmeyi ve tek başına cılızlaşan itirazları birbiriyle ilişkilendiren bir mücadeleyi örgütlemeyi önümüze koymak zorundayız. Bu bağlamda yeniden kurulacak öğrenci hareketi, farklı düzeylerden ittifakları içinde barındıracaktır. Bu hareket, biçimi forumlar, öğrenci sendikaları ya da meclisler gibi ezberden yöntemlerle önceden tayin edilemeyecek, kendi örgütsel biçimlerini mücadelenin içinde yaratacak ve bugün anti-faşist karakteriyle belirginleşecek bir cephe hareketi olarak her düzeyde örülmek zorundadır. Böyle bir hareketliliğin içerisinde, dünden bugüne yitirdiğimiz mevzileri yeniden kazanmak git gide mümkün hale gelecektir ve üniversiteler bir kez daha özgürlükçü düşüncenin kaleleri haline getirilebilecektir.