Beykent’ten Eylem Uluçay yazdı: “Biliyoruz ki kapitalist üretim ilişkileri ağı geliştikçe sermayenin çıkarları doğrultusunda kentin yapısı da değişecektir. Yani proje kapsamında merkezileştirerek değer kazandırdıkları bu çevrelerde yaşayan insanlar ( çoğunluğu işçi-emekçi ve öğrencilerin oluşturduğu) bu bölgelerden ayrılmak zorunda kalacaklar.”

AKP hükümetinin kentsel dönüşüm ismini verdiği yağma ve talan projesinin baş aktörlerini İstanbul, Ankara gibi büyük şehir belediyeleri oluşturuyor. Yürüttükleri bu operasyonda doğayı, canlıyı, insanı hiç düşünmedikleri ve alenen katlettikleri ortada duruyor. Kentin “çöküntü alanlarını” düzeltmek, deprem riski olan binaların yeniden inşası, gecekondu bölgelerinin “düzenli şehirler” haline getirilmesi şekilleriyle parlatılmış cümlelerle bize sunulan bu “dönüşüm” projesi o kadar da aydınlık bir oluşumu bize sunmuyor!

İşsizleştirme ve düşük ücretli işe tabi etme politikalarının bir sonucu olarak büyük şehirlere iş bulma umuduyla gelen insanları, “daha iyi bir eğitim” alma amacıyla yine büyük şehirlerin kıskacına takılan biz öğrencileri, yeni yatırım alanları açmak, yeni kâr olanakları oluşturmak adına şehirlerin dışına sürmeyi amaçlıyor. Devasa otelleriyle, ticaret merkezleriyle, gökdelenleriyle, AVM ve rezidanslarıyla “süslemek” istedikleri bu şehirler burjuvaziyi yerinde duramayacağı bir heyecana sürüklüyor ve hareket hızlarını artırıyor.

AKP hükümeti hızla hayata geçirdiği bu projeleri “şehrin çehresini düzelteceğiz”  adı altında pazarlarken madalyonun arka tarafını çevirdiğimizde talan edilen gecekondu evlerinde yaşayan binlerce insanın sokaklarda kalmaya mahkûm edilmeleri, hayatın zaten dışına itilmiş bu insanların şimdi de şehrin dışına itildiği görülüyor. 6.5 milyon binayı “dönüştürmeyi” planlayan bu yağma ve talan projesi iki yüze yakın projesi uygulamadayken iki milyon insanı etkiliyor. İki yüz projenin daha hazırlığının yapılıyor olması etkilenen insan sayısını da ikiye katlayacak. Bizler biliyoruz ki kapitalist üretim ilişkileri ağı geliştikçe sermayenin çıkarları doğrultusunda kentin yapısı da değişecektir. Yani proje kapsamında merkezileştirerek değer kazandırdıkları bu çevrelerde yaşayan insanlar ( çoğunluğu işçi-emekçi ve öğrencilerin oluşturduğu) bu bölgelerden ayrılmak zorunda kalacaklar. Tüm bunlar gerçekleşirken kapitalist sistem kendi sınıfının çıkarlarını koruyacak, yerimizden ettiği bizleri dikkate almayacaktır. “Anahtar teslim projeler” “herkesin kendi evine sahip olması” gibi düşüncelerin gerçekleşmesinin kapitalizm şartlarında olamayacağının farkındayız.

Yeşile ve doğaya da saygı duyulmuyor; yeşil alan ve orman vasfını yitirmiş araziler imara açılıyor. Buna karşın bütün bu kentsel dönüşüm adına yapılan çalışmalara rant peşinde koşan belediyeler ve hükümet “tam destek” diyor.

Biz öğrenciler bu sürecin neresindeyiz?

“Şehirlerin çehrelerini değiştireceğiz” söyleminden bahsetmiştik. Tüm bu şehir inşaları sürecinde üniversitelerimiz nereye gidiyor diye bakacak olursak, şehirlerin dışına yanıtı hemen yüzümüze çarpıyor. Üniversitelerimizi şehirlerin dışlarına taşıyarak bizleri de şehir dışlarına sürüklemeye çalışıyorlar. Sosyalleşmemiz için hiçbir alan bırakmadıkları okullarımızın çevrelerinde kendimize yeni yaşam alanları oluşturmuşken şimdi bu alanlar da elimizden alınıyor. Hayatın kendisinden uzak tutulmamızı, farkındalığımızı ve güncel sorunlar üzerine bir arada konuşma ve sorunlarımızı paylaşma haklarımızı fiilen kısmi olarak ama fikren tam anlamıyla elimizden almayı, kendilerinden olmayan herkesi hayattan izole etmeyi istiyorlar. Bizler AKP hükümetinin ve sermayenin yağma ve talan projesi adı altında bize sunduğu bu izole hayatı istemiyoruz. Buradaydık, burada olacağız!